İçeriğe geç

Dede Korkut hikayelerinde hangi bakış açısı vardır ?

Dede Korkut Hikayelerinde Hangi Bakış Açısı Vardır? Gelin Birlikte Keşfedelim!

İzmir’de yaşıyorum, hem de tam merkezde, yani her gün “Burası dünyaya açılan pencere!” diyen insanları görme şansım var. Şehri sevmekle birlikte, bazen bu kadar kozmopolit bir ortamda “Yok ya, buralarda biraz da geçmişi hatırlayalım!” demek de gerekebiliyor. Neyse, işte o eski zamanlardan, Dede Korkut hikayelerinden biraz bahsetmek istiyorum. Hani, klasik olarak hepimizin çocukken okuduğu, büyüklerimizin anlatıp bize moral kaynağı yaptığı o efsane hikayeler var ya, işte o Dede Korkut! Peki, bu hikayelerde hangi bakış açısı var, neyi nasıl görmemiz gerektiğini anlatan bir çizgi var mı? Gelin, biraz irdeleyelim.

“Efsane Dede Korkut’tan, Gerçekçi Bakış Açıları!”

Dede Korkut hikayelerine baktığınızda ilk gözünüze çarpan şey, aslında her olayın, her karakterin ve her mücadelenin çok net bir bakış açısına sahip olması. Sadece kahramanların cesur davranışı değil, onların yaşadığı çatışmalar, aşamadıkları engeller, ve çözüm arayışları da çok derin bir bakış açısını yansıtır. Ama bence bu bakış açısı, bir noktada çok pratik! Yani, Dede Korkut’un hikayelerinde yapılan her şeyin bir anlamı, bir sonucu vardır; “Hadi bakalım, hayatta her şeyin bir bedeli var!” diye bağıran bir hikaye evreni.

Mesela geçenlerde bir arkadaşım, kahkahalarla “Ya Dede Korkut’un oğlu şu kadar zengin, bu kadar güçlü, hâlâ bir derdi var!” demişti. Bu kadar doğrudan ve günümüz insanının her zaman ‘her şeyim mükemmel’ dediği bir dönemde, Dede Korkut’un dünyasında bu çatışmalar çok doğal. Ne kadar güçlü olursan ol, bir problem ya da yansıması her zaman seni takip eder. O yüzden Dede Korkut’tan alacağımız bakış açısının özeti: “Güç ve zenginlik yetmez, insan olmayı unutmamalısın!” Klasik, ama etkili.

Kahramanlık ve İroni: Ya Ben? Dede Korkut Nerede?

Bazı yerlerde öyle komik bir ironiyi hissedersiniz ki… Dede Korkut hikayelerindeki kahramanlar genelde aşırı cesur, aşırı güçlü ve her türlü zorluğu kolayca aşan tiplerdir. Fakat, burada işin garip tarafı şu: Gerçek dünyada hepimiz bir noktada aynı kahramanlara benzemek isterken, Dede Korkut’un kahramanları tam da bizden farklı bir şey yapıyorlar: Onlar, aslında kahraman olmak zorunda olduklarını biliyorlar. Bunu kabul etmişler. “Ya, ben bir kahramanım, peki sonra?” diye bir sorgulama yapmıyorlar. Biz ise, genellikle kahraman olmak istemezsek bile, başkalarına bakıp içsel olarak “Ben de kahraman olsam ne güzel olurdu…” diye iç geçiriyoruz.

Bir gün düşündüm, bu Dede Korkut kahramanlarının şansı ne? İronik bir şekilde, her birinin çözmesi gereken bir sorunu ya da açması gereken bir kapısı var. Yani, yaşadıkları tüm kahramanlık da bir çeşit psikolojik temizlik gibi. “Açıkhava terapi” desek yanlış mı olur? Aşağıdaki diyalogu bir düşünün:

Dede Korkut: “Oğlum, senin gibi güçlü bir adamın bir derdi olabilir mi? Hadi, bu sorunu da çöz, biraz daha toprak kazanalım!”

Oğul: “Ama Dede, bu işin bir de içsel tarafı var! Tamam, savaşı kazandık ama ya şu kalpteki boşluk?”

Dede Korkut: “Oğlum, içsel tarafı boşver, önce doğruyu bul, sonra savaş, sonra kahraman ol!”

İroni mi? Belki de, ama bu hikayelerdeki bakış açısını, bazen bu kadar keskin bir şekilde görmek, hayatta ne kadar ‘çözüm odaklı’ olmamız gerektiğini anlamamıza yardımcı olabilir.

Dede Korkut ve Sosyal Adalet: Yolda Kalmak mı, Devam Etmek mi?

Dede Korkut hikayelerinde çok belirgin olan bir diğer bakış açısı, aslında sosyal adaletin de bir yansımasıdır. Toplumun en zayıf halkaları da bu hikayelerde kendilerine yer bulur. Ama işin ilginç tarafı, zayıf olanlar da bir şekilde kahramanlıkla ilişkilendirilir. En basit örneğiyle, Dede Korkut’un hikayelerinde zengin ya da güçlü olmak her zaman doğru olanı yapacak anlamına gelmez. Bazen, güçsüz görünen kişi, aslında doğru kararlar vererek ‘gerçek kahraman’ olabiliyor. Yani, günümüz dünyasında ‘sosyal adalet’ dediğimizde, aslında biraz da bu bakış açısını benimsemiş oluyoruz. Güçlü ve zengin olmak, her zaman tek başına bir adalet yaratmaz. Ne diyordu Dede Korkut? “Bazen en karanlık yolda kalmışsındır ama doğruyu bulduğunda ışık gelir.”

Sonuç: Dede Korkut’tan Ne Öğrendik?

Sonuçta, Dede Korkut hikayelerinde her şeyden önce bir şey öğreniyoruz: Kahraman olmak, cesur olmak, güçlü olmak evet, ama hepsi birer araçtır. Gerçek mesele, doğru olabilmek ve toplumla olan bağları kurabilmektir. Herkesin bir mücadele verdiği, ama bu mücadelenin çoğu zaman içsel bir yolculuk olduğu bir bakış açısı Dede Korkut’a özgüdür. Bu bakış açısını, bugün de günlük hayatımıza uyarlayabiliriz. Sonuçta, hepimiz zaman zaman kahramanlık arzusuyla yanıp tutuşuyoruz ama bir yandan da hep içimizde bu soru var: “Ya ben de Dede Korkut olsam, ne yapardım?”

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Hipercasino şişli escort bonus veren siteler
Sitemap
vd.casino